Sevdiğini kendisi gibi, kendisinden de çok duyumsamaktır.
Sevmek sevdiği olmaktır.
Sevmekte ikilikler kalkar, bir olmalara gidilir. İki ten, iki kalp, iki gönül yoktur sevgide. Tek bir kalp olunur, tek bir yürek olunur.
Sevmek paylaşmaktır . Sevdiğiyle sevdiğini paylaşmaktır. Sevdiğiyle kalbini bölüşmektir sevmek. Ki tek kalp olunsun.
Sevgide son yoktur. Sevgiler hiçbir zaman son bulmazlar. Biten sevgiler yoktur, bitmiş gibi görünen sevgiler vardır. Vazgeçiş de yoktur sevgide. Yaşandıkça yaşatılır sevilen. Ama kimi zaman sevgili için kimi zamansa sevginin bir gereği olarak saklanır bu aşklar. Vazgeçiş yoktur, vazgeçmiş gibi görünmek vardır o yüzden.
Sevmekte istemek yoktur. Sevgilinin olduğu yerde son bulur istekler. Bir şey varsa istediğin bu senin için değil, sevgili için istediğindir. Ondan O'nun adına istersin. O'nu daha sonsuz sevebilmek için istersin. Sevme özgürlüğünü istersin, kabul edilmesini istersin. İstersin ama bir gün gelir bu istekler de son bulur. Kendinden istersin artık. Sevgiliyi daha çok sevmek istersin kendinden. Sonsuz kılmak istersin. Bu yolda sevgili olur mu, olmaz mı bunu sevgilinin isteği belirler.
Sevmek sevgiliyi istememeyi öğrenmektir. Sevmek sevgiliyi sevgili olmadan sevmektir.
Sevmek; sevmek istemektir.
Sevmek, beklememektir. Beklentilerin son bulduğu bir duraktır o. Öyle ki tüm gerçekler, tüm dünya silinir gider. Ne O'ndan anlasılmayı beklersin, ne onu anlamayı. Ne onun gelmesini beklersin, ne onun Leyla, Mecnun olmasını. Beklediğin bir şey yoktur sevmeyi becermek dışında.
Sevmek, gücenmemektir.
Sevmek sevgililerin hiçbir sözüne üzülmemeyi ögrenmek demektir.
Sevgilinin ölüm hançerine bile hayır dememektir sevmek. Onun vuruşuna, onun tokadına alınmamaktır, sevgiliden gelen her hareketi ve her sözü kabullenmektir. Sevgiliden gelen öl emrine bile ölürüm diyebilmektir. Kendi elleriyle kalbini bir bıçak ucuna koymaktır sevmek.
Sevmek ölmektir.
Sevmek, ölmesini bilmektir.
Sevgili için yaşamaktır. Onun eli, kolu, gözü, kalbi olmaktır. Ama artık onun bir şeyi olunmadığı bir zaman ölmesini bilmektir! Sevmek, vermektir. Sevmek sevdiği için almasını bilmektir. Almamaya yemin ederek vermektir. Ama almalarda kurtaracaksa sevgiliyi almasını bilmektir sevmek!
Sevmek, tükenmektir. Sevmekten ölürken tekrar varolmaktır o sevgiden.
Sevmek sevgilinin gel deyişine hayır demektir. Sevgilinin aşkıyla boğuşurken, yüzerken o aşk denizinde sevgilinin uzanan eline hayır demektir.
Sevgilinin bakan gözüne bakmamaktır sevmek. Ağlayan gözlere şefkat ve tebessümle yanıt verebilmektir.
Sevmek, sevgili olmaktır. Sevgilinin yüzündeki gülücük olmaktır. Onu yaşama döndürecek bir damla su olmaktır. Sevmek sevgilinin limanı olmaktır. Sevmek sevdiğinin canı olmaktır. Onun ölümü isteyebileceği canı olmaktır. Sevmek yangın olmaktır. Yanmaktır, kor olmaktır. Dağ olmaktır, evren olmaktır. Her şey olmaktır, hiç olmaktır. Alev olup girmektir gönüllere.
Sevmek yürümektir gönüllerde.
Sevmek güvenmektir.
Sevmek onaylanmaktır.
Sevmek sevgiliye bir nefes gibi, bir ses gibi yakın olmaktır. Sevmek çok ötelerde olsa bile yaşamak ve yakın olmaktır sevgiliye. Yakınlılıktır, doğallıktır, özdenliktir sevmek.
Yalansızlık, içtenlilik, ölümsüzlülüktür sevmek. İlk insanın, Havva'nın Adem'in saflığını ve temizliğini, çocuk masumluğunu taşımaktır sevmek.
Gözyaşı olmaktır, yağan yağmur olmaktır. Bir sonbahar mevsiminin sarı yaprağı gibi yalnız olmaktır sevmek.
Sevgilisizken sevgiliyi sevmektir.
Sevmek üşümektir. Sevgilinin yokluğuna üşümektir.
Sevgiliyle her şeyi göze almaktır sevmek. Ki sevgilinin olduğu cehenneme yürümektir. Sevgilinin olmadığı Cennete de gitmemektir sevmek.
Sevmek, sevgiliyi cennet etmektir.
Sevmek bir olmaktır.
Sevmek yaşamaktır.
Ve sevmek inanmaktır.
Sevmek bir başkasının hayatını yaşamaktır.
Sevmek sevmesini haketmektir.
Sevmek sevgilinin baktığı yerde, sustuğu yerde olmaktır.
Sevmek sevgilisiz geçen gecelerin sabahına varmaktır.
Sevmek saz benizli sabahlarda yaşamaktır sevgiliyi.
Bir su yılı denebilirdi geldi geçti Üstünde durmuyorum Terledim, bulanık baktım Ne varsa kendiliğindendi Hemen hemen evden çıkmadım.
Sanki avuçlarımda sürekli Yıkanmış, tabağa konmuş bir meyvenin ellenmişliği Ola ki makyajı bir oyuncunun karışmış gözyaşlarına Yeni kireçlenmiş bir duvarın kireci Avuçlarımda sürekli Bir su yılı denebilirdi üstünde durmuyorum Kalmışsa kalmıştır bir çomak gibi Kuru Artık kullanılmayan bir demiryolu Kararmış, kırık dökük Üstünde bir yük vagonu.
Mavi bir araba kapımın önünde Bütün yıl Bir su yılı Kapısını kimse açmadı Açıp kapamadı hiç kimse Aslında mavi de sayılmazdı pek Balkıyıp duruyordu kırmızı bir şakayığın renginde Yani sabah güneşlerini denizde Günbatımını denizde Severek yaşayan bir balık da denebilirdi ona Çünkü düşler gerçekle Gerçekler düşle Anlayınca bir gün buluştuğunu Geçirir her günceye kısa bir yolculuğu Ama bir takı eksik gibidir bir sözcükte Damağın dudağın alışkanlığına karşı Kalbin atışlarıyla çok uyumlu bir de.
Hadi anlat deseler anlatamam Bir yere gidiyorken cayıp bir başka yere gitmeyi Yani bir kunduzu karşıdan karşıya yüzdüren sezgi Nedir ben bilemem ki Belki bir raslantıdır da ondan mı sevdanın yeri En yakın yeri En uzak yeri Bitmeyen yeri Bitecek yeri Farkedilmez zaten anlaşılmış sevdanın Anlaşılmaz sevda ile bütün ekleri.
Gözlerim sevdim seni Köklerim gözlerimin Suyunu benden içen ıssız bir kasaba gibi
Şimdi mutlu olduuunumu zannediosn? sen mutluluğun ne olduğunu asla bilemeyeceksin Hayatın boyunca hep bana yaptıklarının cezasını çekeceksin..Yediğin her lokmada,aldığın her nefeste,attığın her adımda,doğan her güneşte bunların bedelini ödeyeceksin..Pişman olacaksın,dönmeye çalışacaksın ama beni içine attığın karanlığın kör kuyularında kaybolacaksın!Sesleneceksin ama sesini duyan olmayacak,ağlayacaksın ama gözyaşını silen olmayacak!Tek çaren ölmek olacak ama senin ne cennette ne cehennemde yerin olmayacak!!!
Sanma sana kalacağımı Aldanma boş yere yanma Yerin yok ki bu dünyada Toprak bile kabullenmez seni..
Ben her aklına geldiğimde hayalinde masum gülümsemem olacak,sen ise o gülümsemeyi her gördüğünde kanlı gözyaşları dökeceksin Kimbilir belki rüyalarına bile gireceğim sen o rüyalardan uyanmak istesende uyanamayacaksın..Anla artık sen beni ben istemediğim sürece unutamayacaksın.! Her şeyin bedeli vardır ya,sen bu bedeli her iki dünyada da ödeyemeyeceksin.Yalanlarla kurduğun dünyanda asla huzur bulamayacaksın!söylediğin her yalan yılan olup boynuna dolanacak nefes alamayacaksın!Senin gibi alçak bunlardan ne anlasın! Senin bende bir adın yok,bundan sonrada kimse koyamasın!!!Allahım senden bir tane daha yaratmasın..
Kabus dolu günlerin gecelerin olsun Yastığın taştan,yatağın toprak.. Gözlerinde yaş yerine kan bulunsun.. Çok seviyordun böyle mi alçak?! Bırakıp kaçmak sana yakışır ancak.. Senin bir adın YALANCI bir adın ALÇAK..
Sana beddualar bile çok!Şeytana sattım seni,ondan başka kimsen yok..Artık oynamana gerek yok çünkü geri dönüş yolun yok...
yerin seni çektiği kadar ağırsın kanatların cırpındıgı kadar hafif... kalbinin attıgı kadar canlısın gözlerinin uzagı gördügü kadar genç... sevdiklern kadar iyisin nefret ettiklerin kadar kötü... ne renk olursa olsun kaşın gözün karşındakinin gördügüdür rengin... ne kadar yasarsan yasa sevdigin kadardır ömrün.. gülebildigin kadar mutlusun üzülme bil ki agladıgın kadar güleceksin sakın bitti sanma herşeyi,sevdigin kadar sevileceksin. günesin dousundadır doğanın sana verdigi deger ve karsındakine değer verdigin kadar insansın bir gün yalan söyleyeceksen eger bırak karsındaki sana güvendigi kadar inansın. unutma yagmurun yagdıgı kadar ıslaksın günesin seni ısıttıgı kadar sıcak kendini yalnız hissettigin kadar yalnızsın ve güçlü hissettigin kadar güçlü kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin... işte budur hayat işte budur yaşamak bunu hatırladıgın kadar yaşarsın bunu unuttugunda aldıgın her nefes kadar üşürsün ve karsındakini unuttugun kadar çabuk unutulursun çiçek sulandıgı kadar güzeldir kuşlar ötebildiği kadar sevimli bebek agladıgı kadar bebektir ve herşeyi ögrendigin kadar bilirsin bunu da ögren sevdigin kadar sevilirsinnn...
Duru bir sudan daha derindi ayna. Binlerce demir parçasının ateşte eritilip bir bütün demir parçası elde edildiği gibi onu da kim bilir kaç kum tanesinden elde etmişler, içine kim bilir daha neler katmışlardı.
İlk halini hatırlıyor, kendini göremiyordu... Yeni doğmuş bir çocuk gibi şuursuzdu.
Bir yanı siyah giyindiği gün içi gibi her yeri ışıldıyordu. Hele altın rengindeki çerçeveye sahip olduğu gün tacını giymiş kral gibi gülümsüyordu.
Beyaz bir duvara asıldı. Artık sırtını dayadığı duvara bir çivi ile bağlanarak onunla dost olmuştu.
Yaşamın bir penceresi olmuştu. Her şeyi olduğu gibi gerçek, tarafsız ve yorumsuz yansıtan bir pencere.
Ağlayanla ağlıyor, gülenle gülüyordu. Görmek istediği gibi bakanlar oluyordu aynaya. Onlara görmek istediklerini göstermenin, içinde açtığı yarayı anlayabilmek çok zordu.
Maskeli yüzlerin maskesiyle karşılaşmak, yüreklerindeki acımasızlığın riyanın vefasızlığın yüzlerine akseden yönleriyle karşılaşmak kolay değildi.
Özellikle geceleri, son ışık da terk edip gittiğinde, ayna sessiz sessiz ağlıyordu. Bazen kendi gözyaşlarını siliyor, bazen de yakalanıyordu. Neyse ki sıcaklık farkından oluştuğunu düşünerek siliyorlardı üstündeki damla damla yaşları. Oysa ayna ağlıyordu.
Kimi zaman yalnız başına kaldığında, bir gün dilinin çözülüp kendisine bakanlarla konuşacaklarını karşısında birine söyler gibi kendi kendine konuşuyordu:
"Siz insanlar ne tuhafsınız. Olduğunuz başka, olmak istediğiniz başka. Aradığınız başka, bulduğunuzu sandığınız daha başka. Dört bucakta aradığınız huzurun yanı başınızda olduğunu inatla görmek istemeyen garip varlıklar.
Bir gün ellerinizi şakaklarına dayayıp karşıma geçseniz... Düşünseniz... Kendi gözlerinizin içine baksanız derin derin. Her şeyin çaresini bulacaksınız. Huzurun, başarının, dostluğun, sadakatin, samimiyetin ta kendisini...
Sorun da içinizde, çözüm de... Maskeyi yırtmanın yolu da bu...
Bir kalem alıp elinize kendinizi çizseniz yüzünüzü nasıl çizersiniz. Masum çocukluğunuzun kaybolan hüznüyle mi?
Ya benim halim?... Sizi her saniye görmek istediğiniz şekille resmetmek zorundayım. En zoru da; olmak istediğinizi anlamakta çekiyorum.
Nelerinizi görmüyorum ki... Benden ayrı olduğunuzda yaptıklarınızı bile okuyorum yüzlerinizde.
Bazen uyarmak istediğim oluyor sizi, olduğunuz gibi gösteriyorum. "Şimdi kötü görünüyorum" diyorsunuz. Yine de kötü olduğunuzu kabullenmiyorsunuz. Sizin üzdüklerinizi unutup, sizi üzmekten korkarak eski halime çekiniyorum.
Az da olsa gözlerinizin içinin güldüğü oluyor. Bazen ilahi bir lütuf gibi samimice gözlerinizin yaşardığında sizi, ne çok seviyorum.
Gerçek hayatta yaptıklarınızı romanlarda, hikayelerde, filmlerde bir başkasının yaptığını gördüğünüzde; sanki onları siz yapmamışçasına mağdur olandan yana olup sizi temsil edene kızıyorsunuz. Ne büyük çelişki?.
Ben aynalığımdan utanıyorum. Ama siz...
Kendinize böyle yabancı olmasanız... Biraz olsun ruhunuzu dinleseniz karşımda. Kendinizi sorgulasanız...
İçinizden birinin dediği gibi Suçlarınız yüzünüzde görünseydi biz aynaları satın almazdınız' Yüzünüzde maske var. Yaşlanınca maskeyi bir parça çıkarıyorsunuz. Bu kez de, aynalar yalan söylüyor diye yalancılıkla suçluyorsunuz.
Görmeyi bilseniz, görmek isteseniz, her biriniz bir ayna. Ama siyah gözlüklerle gizliyorsunuz gözlerinizi. Cenazelerde ağlamadığınız bilinmesin, dışarıda nereye baktığınız fark edilmesin diye.
Merhametin yokluğu, kıskançlığın hakimiyeti belli olmasın diye.
Yalan söyleyen dudaklarınızı boyalarla kapatıyor, kirlenen yüzünüzü fondötenlerle kremlerle örtüyorsunuz.
İmrenilecek halinizde yok değil. Siz, yanlışlarınızı bana göre çok kısa hayatınızda kolayca taşırken, ben doğruluğu sonsuza yakın taşımak zorundayım.
Fanilik bazen, ne güzel diyorum.
Bir tırtılın kelebeğe dönüştükten sonraki ömrü, gül bahçesinde de geçse en fazla bir gün.. Sizlerin de atmış, yetmiş, nihayet yüz yıl... Bu süreler içinde yer, içer çoğalır; dilediğiniz gibi yaşarsınız. Her gün üzerime konan karasinekler bile 3 gün yaşar.
Oysa ben büyüyemem, çoğalamam. Sekiz bin yıl önce Çatalhöyük'te var olan en eski atam bile sizin elinizde. Rahat bırakmamışsınız...
Sizin toprak olma hakkınız var. Biz aynaların kuma dönüşme hakkımız yok nedense?"
Ayna böyle söylüyor, kırılgan bir yürekle hayata tutunmaya çalışan insanlar gibi, beyaz duvara ufacık bir çiviyle tutunuyordu.
Duvar bir gün "yeter" dedi. Çivinin prangasını çözdü. Ayna yere düştü. Kırıldı.
Şimdi ayna bir köşede özellikle geceleri, son ışık da terk edip gittiğinde, sessiz sessiz ağlıyor. Her şeye rağmen kendi doğrularıyla var olmanın mutluluk gözyaşları bir yandan; eğilenlerin, bükülenlerin açması haline yönelik hüzün bulutları diğer yandan. Sahi sizin de aynanız var mı? Aynanız ağlıyor mu?
Bazen bir kızın burnunun ucunda, Bazen bir erkeğin gözlerinin içinde, Bazen yaz yağmurunun bıraktığı damlacıkların altında, Bazen heyecanların dile getirildiği dudakların kenarında, Bazen eski defter yaprakları arasında solmuş, Arasıra üzerine gözyaşı dökülen gülün, Güllerin hepsinin içinde saklıyım.
Tüm sevgililer için özelim. Ama ne ben bir tek kişi için özelim Ne de benim için bir tek özel var...
Kaderimi düğümledi incecik ellerin Kapanmıyor boşluk yokluğunda bıraktığın Avucumdan akıp giden bu yaşamın Hiç silinmez kıyısında kaldı hatıran Ne gözyaşlarım dökülebildi gidişinde Ne de varlığında yüzümde gülümsemeler Camdan kalbin yeter ki üzülmesin Ağırlığıyla kalbimde yaşadım Hasretinle duyulmazdayım. Hadi esen rüzgara karış ne olur Saçların savrulsun geceye Görmeyen gözlere bak siyah inci Güzelliğini sığdıramıyorum hiçbir heceye Hadi çek alevlerini ne olursun Dokunmasın artık kül olmuş şu köze Ateşinle yandım ama Haydi es rüzgarınla savrulayım Bilinmezin varlığında sende kaybolayım Tane tane sonra gökten döküleyim Her bir damlam bir aşkın denizinde yıkansın Kıyıya vuran dalgalar taşısın küllerimi Bir martı neden sonra Yaklaşıp kirlenmiş, huzursuz kıyıya Tek yudumda sarsın üşümüş bedenimi Sen izlerken yağmurun ıslattığı sokakları Bırakıversin usulca bir camın sıcaklığına İçinde bir kıpırtı, yüreğinde bir ateş Islanmakta oysa sokaklar ve gece Martının gözleri asılı kalsa bakışlarına Anlasa küllerin yolculuğunu siyah inciye